Blog

Topluluk

‘ HAYATTA MUCİZELER YOKTUR, EMEK VARDIR’


Liberalizmin kökünü oluşturan liber sözcüğü: Özgür insan sınıfı anlamına gelmektedir

Temeli ‘’Özgürlük’’ üzerine kurulmuştur. Özgürlük söz konusu olduğu için bir toplumdan bahsetmek gerekmektedir, çünkü tek başına bir adada yaşayan kişiye özgür diyemeyiz. Özgürlükten bahsede bilmemiz için bu olgunun ihlal edilmesi durumuyla karşı karşıya kalmamız gerekir ki bu durumda özgürlüğü ihlal edecek ikinci bir kişiye ihtiyaç vardır.

Özgürlük, bireyin bir toplum içerisinde kendi inisiyatifini serbestçe kullanabilmesidir. Diğer bir deyişle, bireyin diğer bireyler, grup, toplum ve devletin müdahalesi olmaksızın kendi eylemlerini gerçekleştirebilmesidir. Bireyin eylemleri diğer kişilerin özgürlüklerini kısıtlamadığı sürece bireyler kendi hayatlarını herhangi bir dış müdahaleye uğramaksızın yaşayabilirler. Fakat bir birey kendi tercihleri çerçevesinde bir eylem gerçekleştirmek istediğinde başkaları tarafından engellendiğinde özgürlüğü kısıtlanmış olur ve o birey özgür sayılmaz.

Liberalizm feodalizmin çöküşü ile yerine gelişen piyasa toplumu ve kapitalist toplumun sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Sanayi devriminin özgür insanı ortaya çıkarması, iş akdinde üretim araçlarına sahip sınıfın mutlak hakimiyetini değil hukuken korunan haklar ile tarafların bir araya gelerek üretime katılmalarını ifade eder.

Liberalizm savunucularına göre her birey “hayat”, “hürriyet” ve “mülkiyet” gibi üç doğal hak ile dünyaya gelir. Diğer bütün hakların kaynağı da bu üç haktır. Hayat hakkı herkesin yaşamaya hakkı olduğunu. Hürriyet hakkı herkesin doğuştan özgür ve eşit doğduğunu, herhangi birine veya güce bağlı bir şekilde dünyaya gelmediğini ifade eder. Örnek olarak köle düzeninde köle çocuklarının da köle olarak doğması. Mülkiyet hakkı herkesin mülk edine bileceği anlamını taşımaktadır. Bu kapsam da bu üç hak vazgeçilmez ve evrensel haklardır.

Liberal bakış açısındaki özgürlük yaklaşımı, büyük ölçüde pozitif özgürlük-negatif özgürlük ayrımına dayanır. Negatif özgürlük, insanın herhangi bir baskı ve zorlama altında kalmadan karar verebilmesi durumu olarak ifade edilebilir. Bu bağlamda az önce yukarıda belirtiğimiz yaşam, mülkiyet, hürriyet gibi haklar, liberal bakış açısına göre başta devlet olmak üzere herhangi bir unsur tarafından müdahale edilmemesi gereken negatif haklardan bazılarıdır. Pozitif özgürlük ise ; devletin klasik liberal bakış açısındaki gibi yalnızca sınırlı bir görev üstlenmesi, bazı olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Sosyal liberal bakış açısında yine özgürlüğe ve bireyci bakış açısına sadık kalınmış ancak devletin, toplumsal hayatın düzene girmesinde daha aktif rol oynaması gerektiği düşünülmüştür. Buna göre devlet, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, çalışma gibi hakları piyasa koşullarına bırakmamalı, bu hususlara müdahale ederek toplumsal yaşamı istikrara kavuşturmalıdır. Hatta sosyal liberaller devletin bunu insanları özgürleştirmek için yapması gerektiğini ifade ederler.

Temeli özgürlük olan ve bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler olan liberalizmde devletin sınırlı olarak müdahalesi söz konusu olduğundan tıpkı doğal hayatta olduğu gibi doğal hayatın kendisine bir müdahale olmadan devamlılığını sağlıyorsa, toplumsal düzende kendi içinde müdahale olmaksızın devam edebilmesi görüşü hakimdir. Toplumsal çatışan çıkarlar arasında doğal bir uyum vardır. Şimdi bu bilgiler ışığında negatif özgürlüğü savunanların bakış açısıyla baktığımızda güçsüz olanın hayatta kalmaması onun doğası gereğidir. En uygun olanın yaşamını sürdürmesi normal olandır. Bu birçok soruyu beraberinde getirmektedir. Liberal iktisat teorilerine göre çocuk işçilerin ne olacağı işçilerin günde kaç saat çalışacağı ve bu çalışma karşılığında ne kadar ücret alacakları devletin müdahalesi olmadan kendi doğal işleyişi içinde iki tarafın akdi ile belirlenmelidir. Pozitif özgürlük açısından baktığımızda ise işçi ve işveren olarak yapılan iş akdinde, yapılan sözleşme, bir üçüncü şahısta gerçek değerini bulacaktır. Çünkü hakların devredildiği üçüncü şahıs, haklarını devredenlere eşit mesafede durarak ancak kendisi eşiti olmayan biri olarak sözleşmeden doğan yükümlülük ve haklara objektif bakabilecektir. Burada ki üçüncü şahıs devlettir.


Klasik liberal ideolojinin temel özelliklerinden 1.si olan birey bağlamında negatif ve pozitif özgürlüğe bakacak olursak. Her bir bireyin kendi potansiyelini tam olarak geliştirme yeteneğine sahip olduğu bir toplumda yaşamaya hakkı vardır. Ben kendi potansiyeli geliştirememiş biri olarak çalışma gücünden aciz zayıf bir bireysem ve günlerdir yemek yemeyip açlıktan ölmek üzereysem negatif özgürlük anlayışına göre her bireyin yaşam hakkı vardır o zaman bende yaşamalıyım insanlar bana yemek vermeli diye bilir miyim? Burada bahsedilen yaşam hakkı birinin sizin canınıza kast ederek bilerek yaşamınız sonlandırmaması gerektiğidir. Negatif özgürlük açısından açlıktan ölmeniz tamamen sizin kendinizi geliştirmemiş olmanızdan kaynaklıdır ve bu anlayışına göre kimsenin sizin canınıza kast ettiği falan yoktur. Pozitif özgürlük açısından bakarsak olaya, çalışıp kendi karnını doyuramayan bir bireyde olsanız, iflas etmiş bir sermaye sahibi de olsanız devletin sosyal devlet olması gereği sizi piyasa şartlarına bırakıp ölmenizi beklemek yerine kollayıp karnınızı doyurması gerekir.


Klasik liberal ideolojinin temel özelliklerinden 2.sü olan özgürlük bağlamında negatif ve pozitif özgürlüğe bakacak olursak. Her birey istediği işte istediği ücretle çalışma hakkına sahiptir. Bu çıkarıma göre her birey çok büyük bir şirkette yönetici pozisyonunda ve büyük ücretler karşılığında çalışabilir sonucunda ulaşa biliriz. Ama gerçek hayatta böyle bir şey mümkün değildir. Buradaki iş seçme özgürlüğünden anlamamız gereken başka birinin müdahalesi olmaksızın meslek dalını seçe bilme özgürlüğüdür. Yine çalışma ücretini seçme özgürlüğümüzde memnun kalmadığımız bir ücretli işi ret edebilme özgürlüğümüzdür. Aynı olayı pozitif özgürlük açısından değerlendirdiğimizde çalışma ve iş seçme özgürlüğümüz var ama yeterli istihdam yok ve iş bulamıyoruz o zaman bunu birinin yardımıyla gerçekleştire biliriz burada devletin çeşitli kurumları ile bu sür

ece dahil olması anlamına geliyor (Örn:İş ve İşçi Bulma Kurumu Gibi)

Klasik liberal ideolojinin temel özelliklerinden 4.sü olan adalet bağlamında negatif ve pozitif özgürlüğe bakacak olursak, Adalet : çok çeşitli alanlarda eşitlik ilkesidir. Tüm insanlar eşit doğar ve hukuk önünde eşittirler. Fırsat eşitliğinin sağlanmasını savunur ve her birey toplumsal yükseliş ve düşüş hakkına sahiptir. Ailesi kırsalda yaşayan bir kız çocuğunu düşünelim ekonomik ve kültürel olarak desteklenmeyen bu birey bir çok potansiyele sahip olsa bile ailesinin eğitimsizliği yüzünden veya yaşadığı bölgenin şartları nedeniyle erken yaşta evlendirilerek toplumsal düşüş yaşayarak geri kalan hayatını sürdürebilir. Negatif özgürlük açısından bakıldığında bu durumun bir sakıncası yoktur , her birey eşit eğitim sistemine sahip bu birey bundan yararlanmadığı için çalışıp başarılı olmadığı için başına bunlar gelmiş derken , pozitif özgürlük anlayışına göre kız çocuklarının okuma hakkının olduğunun devlet tarafından kamu spotu veya çeşitli kaynaklarla ailelere bildirilmesi ve onların eğitilmesi gerekir, yine eğitim sistemindeki üstün zekalı çocukların farkına varılması için çeşitli testler ile kırsalda bile yaşasa bu çocukların toplum için faydalı olacak yerlere getirilmesi çalışmaları yapılmaktadır. Ama burada pozitif özgürlüğün şöyle bir özelliği ortaya çıkmaktadır her çocuğa aynı kalitede eğitim verip onları ortalama bir nitelikte yetiştirmek istediğimiz zaman aşağıda olanları yukarıda olanlara aynı seviyeye getirmek için ikincisinin özgürlük alanını kısıtlamak zorunda kalır mıyız? İşte burada karşımıza adalet ilkesi ile ters düşen insanlar eşit doğmamıştır durumu çıkıyor, bazı insanlar çalışmaya daha fazla hazırdırlar. Örnekte verdiğimiz kız çocuğunun toplumsal düşüşü yaşamasını aslında olması gerekenin tamda bu olmasını savunur negatif özgürlük anlayışı ve yoksullara yardımı doğaya hakaret olarak görürler.

Şimdi günümüz çalışma koşullarına bakarak sosyal yardımlar ve istihdam açısından bu iki özgürlük kavramının piyasa şartlarını nasıl oluşturduğuna bakalım. Negatif özgürlük anlayışını savunanlara göre devlet piyasanın zaten işlemekte olan mükemmel sisteme dahil olarak hayal edilen sınırsız tam istihdamı engellemekte ve çalışmamayı destekleyen sosyal politikalar üretmektedir ve sosyal destek alan işsizlerin herhangi bir gayret göstermeyen tembel işsizler ordusuna katkı sağlamak olarak görürler. Sosyal yardım alan bireylerin temel gelir kaynakları istihdama katılım şeklinde ücret karşılığı çalışmadır. Bu anlamda kapitalizmin bireylerin geçimini ücret gelirine tabi kılan yapısının pekişmesi ve emek gücünün ve hanenin yeniden üretimi açısından nakit gereksiniminin giderek belirginleşmesinin, bireylerin, sosyal yardım alsalar dahi, çalışmaktan vazgeçemeyecekleri emekçi/emek gelirine dayalı bir yaşam disiplininin içerisine ittiği görülmektedir. Bireylerin sosyal yardım alarak çalışmaktan kaçındığını varsaysak bile ücret gelirine mahkum edilip diğer taraftan kendilerini bu gelir türünden mahrum bırakan güvencesiz çalışma şartları içinde olanların, çalışma yaşamına dahil olmak istememesi de aslında anlaşılabilirdir.

‘Hayatta mucizeler yoktur, emek vardır’

130 görüntüleme1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör